İslam Dünyasının Yeniden Doğuşu ve Kurtuluş Reçetesi. 

İslam dünyası, tarihi boyunca köklü medeniyetlere ev sahipliği yapmış, ilimde, felsefede, sanatta ve kültürde insanlığa öncülük etmiş bir coğrafyadır. Ancak günümüzde bu zengin mirasın yerini parçalanmışlık, teolojik kutuplaşmalar ve kronik bir durgunluk almıştır. Müslüman coğrafyaların karşı karşıya olduğu ekonomik, sosyal ve kültürel krizlerin temelinde, dini referansların ana kaynaktan uzaklaşarak farklı dogmatik katmanlara hapsedilmesi yatmaktadır.
Bu bağlamda, İslam dünyasının yeniden ayağa kalkması, huzura kavuşması ve küresel ölçekte saygın bir konuma gelebilmesi için tek ve en güvenilir reçete Kur'an-ı Kerim'in evrensel ışığında birleşmektir.
1. Mezhepçilik ve Parçalanmışlık Çıkmazı
Tarihsel süreçte siyasi, coğrafi ve kültürel gerekçelerle ortaya çıkan mezhep ve tarikat ekolleri, zamanla İslam'ın kuşatıcı ve birleştirici şemsiyesini gölgeleyen sınırçizgilerine dönüşmüştür. Müslümanlar; mezhepleri, ekolleri ve cemaatleri aslî unsurun önüne koyarak kendi içlerinde kamplara ayrılmışlardır.
Bu parçalanmışlık, dış müdahalelere zemin hazırlamakta ve İslam ümmetini içeriden zayıflatmaktadır. Oysa Kur'an, tefrikayı (bölünmeyi) en büyük tehlikelerden biri olarak nitelendirir ve inananlara ortak bir paydada, yani ilahi kelamın etrafında kenetlenmeyi emreder. Kurtuluş, yapay sınırları ve teolojik ayrımları aşarak Kur'an'ın ana omurgasında buluşmaktan geçer.
2. Hurafeler, Rivayetler ve Çelişkili Anlatılar
İslam düşünce dünyasının, özellikle dini anlama noktasında sahadan kopmasına neden olan en büyük etkenlerden biri de ana kaynağın yerine ikame edilen hurafe, savsata ve çelişkili rivayet kültürüdür. Asırlar boyunca Kur'an'ın süzgecinden geçmeden üretilen, birbiriyle çelişen ve akıl süzgecinden yoksun "imitasyon" rivayetler, dini, hayatın ve evrenin gerçekleriyle çatışan bir kalıba sokmuştur.
Kur'an; aklı kullanmayı, düşünmeyi, araştırmayı ve hakikati aramayı sürekli teşvik eder. Buna karşılık, dogmatik ve eleştiriden uzak rivayet kültürü bireyleri sorgulamaktan alıkoymakta, toplumsal aklı körleştirmektedir. İslam'ın aslına dönmek, bu hurafelerden arınarak vahyin saf ve berrak pınarından yeniden beslenmekle mümkündür.
3. Bilim, Sanat, Kültür ve Teknolojiden Kopuş
İslam'ın ilk asırlarında bilimde, felsefede, tıp ve teknolojide çığır açan Müslümanlar, zamanla dünyayı okuma biçimlerini kaybetmişlerdir. Bilimi, sanatı ve felsefeyi "dışı" veya "gereksiz" gören yanlış bir zihniyet, İslam dünyasını bilgi üretiminde dışarıya bağımlı hale getirmiştir.
Oysa Kur'an, evreni okumayı, tabiatı incelemeyi ve bilgiye ulaşmayı teşvik eden pek çok ayet barındırır. Bilimden, estetikten, kültürden ve teknolojiden uzaklaşan bir medeniyetin küresel iddiada bulunması ve adalet, huzur getirmesi imkansızdır. İslam dünyasının yeniden kalkınması, aklın ve bilimin ışığında evrensel değerleri yeniden üretmesiyle mümkündür.
4. Barış, Sevgi ve Kaosun Sonu
Bugün İslam coğrafyası; çatışmaların, iç savaşların, yoksulluğun ve adaletsizliklerin merkez üssü haline gelmiştir. Sokaklarında kaosun eksik olmadığı bu coğrafyada barış ve sevgi ikliminin yeniden tesisi, bireysel ve toplumsal vicdanın Kur'an'ın ahlakıyla donatılmasıyla mümkündür.
Kur'an; adaleti, merhameti, iyiliği, yardımlaşmayı ve barışı emreder. Müslümanlar aralarındaki yapay duvarları yıkıp, Kur'an'ın evrensel adalet ve sevgi çağrısında birleştiklerinde, ne içlerindeki kaos kalacaktır ne de dışarıdan gelen sömürü politikaları tutunabilecektir.
Sonuç
Kurtuluş, reçeteyi başka yerlerde aramakta değil; hayatın ve dinin kılavuzu olan Kur'an-ı Kerim'in bütünleştirici, akılcı ve aydınlık rehberliğinde yeniden buluşmaktadır. Mezhep taassubundan, hurafelerden, bilim ve sanata sırt çeviren dogmatik yaklaşımlardan kurtulan bir İslam dünyası; hem kendi içindeki huzuru yakalayacak hem de insanlığa yeniden barış ve medeniyet taşıyan öncü bir güç olacaktır.

Hüseyin TURHAL