Adıyaman’ın Sahipsizliği ve "Kartvizit" Gazeteciliği. 

Adıyaman, tarihinin en ağır imtihanından geçerken; sokakları toz toprak içinde, yolları çukurdan geçilmez haldeyken ve insanı bir umut kırıntısı beklerken, elimizdeki kalem ne işe yarar? Cüzdanınızdaki o sarı basın kartı mı Adıyaman’ın dertlerine derman olacak, yoksa o kartın arkasına gizlediğiniz suskunluğunuz mu?
Protokol Masalarından Sokaktaki Çukura Bakamazsınız
Sarı basın kartıyla, cemiyet üyeliğiyle övünmek kolaydır. Zor olan; Adıyaman’ın bitmek bilmeyen ulaşım sorununu, yıkılmayı bekleyen binaların tehlikesini ve çamur içindeki mahallelerini korkusuzca yazabilmektir. At gözlüklerinizi takıp sadece size sunulan "sipariş kahvaltı haberlerini" servis ederek, bu şehre bir çöp kadar fayda sağlamadığınızı ne zaman göreceksiniz?
İki kelimeyi yan yana getirip Adıyamanlının feryadını Ankara’ya duyuramıyorsanız, o kartın hükmü sadece bir plastik parçasıdır.
Sipariş Haberler Karın Doyurmuyor
Adıyaman halkı konteyner kentlerde yaşam mücadelesi verirken, siyasi partilere "yağlamacı" manşetler atmak gazetecilik değildir. Bu memleketin sokakları, caddeleri bakımsızlıktan dökülürken; belediyenin veya siyasetin eksiklerini halı altına süpürüp "her şey yolunda" imajı çizmek, bu şehre yapılabilecek en büyük ihanettir.
Şu soruları sormayanın makalesi olsa ne olur, olmasa ne olur:
Adıyaman’ın yolları neden hala köstebek yuvası gibi?
Halkın barınma ve geçim sorunu neden gündeminizin ilk maddesi değil?
Neden gerçek sorunlar yerine sadece "sipariş edilen" pembe tabloları yazıyorsunuz?
Sonuç: Adıyaman Gazeteci Bekliyor, "Yalaka" Değil
Gazeteciler Cemiyeti’ne üye olmak sizi saygın kılmaz; sizi saygın kılacak olan, Adıyaman’ın hakkını savunurken gösterdiğiniz dik duruştur. Siyasi iklimin rüzgarına göre yelken açıp, sadece kendi ikbalini düşünenlerin bu kadim şehre verebileceği hiçbir şey yoktur.
Kendinizi avutmayı bırakın. Eğer bu şehirde bir çöpü kaldıracak gücünüz, bir yanlışı düzeltecek sözünüz yoksa; o kartları bırakın, kalemleri teslim edin. Çünkü Adıyaman, aynada kendine bakıp övünenleri değil, yaralarını saracak hakiki kalemleri bekliyor.
Hüseyin TURHAL