Yıllar Sonra Gelen Sıla ve Sessizliğin Hüznü: Adıyaman Üzerine Bir Düşünce!!! 

İnsan ömrünün bir bölümünü büyük şehirlerin o baş döndürücü temposunda, hareketin, ticaretin ve kültürün merkezinde geçirdikten sonra doğup büyüdüğü topraklara dönmesi, derin bir iç muhasebeyi de beraberinde getiriyor. Yıllarca Antalya’nın turizmle parlayan sahillerinde, tatil köylerinin canlılığında ve İstanbul’un medeniyetlerin kesiştiği, sanayinin, sanatın ve hayatın kalbinin attığı metropollerde ekmeğini aradıktan sonra köklerine dönmek... Ve ardından gelen o kaçınılmaz yabancılık hissi. Tam yedi yıldır doğduğum, çocukluğumun sokaklarında yankılandığı Adıyaman’dayım; ancak ne acıdır ki bu topraklar bana artık bir o kadar uzak ve yabancı geliyor.
Antalya’nın turizm ve kültür alanındaki baş döndürücü gelişimi, coşku dolu sahilleri ve ekonomiye can veren hareketliliği insanın hafızasında canlılığını koruyor. İstanbul ise zaten kelimelerin kifayetsiz kaldığı, dünyanın merkezi; sanayisiyle, sanat etkinlikleriyle, her an akıp giden hayatıyla adeta bir medeniyet okyanusu. Bu devasa merkezlerin ardından Adıyaman’a bakınca, manzara ne yazık ki sessiz, unutulmuş ve kabuğuna çekilmiş bir köyü andırıyor.
Tarihin Üzerinde Yoksulluk: Adı Yaman, Soyadı Çile
Adıyaman, adeta unutulmuş bir Afrika kıtasını andıran bir tezatlar şehri konumunda. Sahip olduğu potansiyel o kadar büyük ki; inkar edilemez bir tarihi birikime, zengin bir kültürel mirasa, bereketli toprak arazilerine ve su kaynaklarına sahip. Ne var ki, bu devasa potansiyel hak ettiği değeri bulamıyor. Adı gibi "yaman", soyadı gibi "çile" olan bu şehir; ne yazık ki yoksulluğun ve sahipsizliğin gölgesinde kalmış durumda.
Şehrin bugünkü silüeti, kronikleşmiş eksikliklerin acı birer nişanesi gibi duruyor:
 Ulaşım ve Altyapı: Yıllardır çözülemeyen, bozuk ve yetersiz yollar, şehrin modern dünyayla bağını zayıflatıyor.
 Sanayi ve İstihdam: Üretimi destekleyecek, gençlere umut olabilecek güçlü bir sanayi altyapısından mahrum.
 Kültür ve Sanat Hayatı: Şehrin ruhunu besleyecek modern bir kültür merkezi, geniş katılımlı konferans salonları, sanat sergi salonları, nitelikli bir AVM ve kentin tarihine yaraşır büyük bir arkeoloji müzesi hâlâ hayal olmaktan öteye geçemedi.
 Yatırım ve Hayatın Durgunluğu: Yeterli yatırımın yapılmadığı, üretimin desteklenmediği bu coğrafyada hayat adeta durma noktasına gelmiş durumda; hareket, bereket ve ekonomik canlılık ne yazık ki hissedilmiyor.
 Toplumsal Dayanışma: Geçmişin o sıcak, kenetlenen komşuluk ve dayanışma kültürü de maalesef zamanla aşınmış, yerini yalnızlaşmaya bırakmıştır.
Bir Sitem Değil, Uyanış Çağrısı
Bu satırlar, doğduğu topraklara sırtını dönen bir yabancının sitemi değil; aksine bu şehre olan sevdanın, potansiyelini bilmenin ve yaşanan kısır döngüye duyulan derin bir üzüntünün ifadesidir. Adıyaman; toprağıyla, suyuyla, insanının özündeki cevherle çok daha fazlasını hak ediyor.
Tarihin ve medeniyetin beşiği olan bu toprakların kaderine terk edilmemesi, yerel ve ulusal dinamiklerin harekete geçmesi gerekiyor. Üreten, istihdam yaratan, sanatla ve kültürle yeniden adından söz ettiren bir Adıyaman mümkündür. Yeter ki bu çileli kader, ortak bir irade ve vizyonla kırılabilsin.

Hüseyin TURHAL 
Gazeteci - Yazar