Ömür Dediğin Göz Açıp Kapamak Kadar Kısa...
Bugün söyleyecek sözüm yok.
Dipsiz bir bunalımdayım, hepsi bu.
Kelimelerim dağınık;
çünkü içim öyle.
Yaşlanıyoruz galiba…
Geride kalan her şeye iç çekerek.
Bir hasret büyüyor içimde,
bir de yaşamak isteyip de yaşayamamanın acısı.
Yaş 50 artık.
Koşmak istesem koşamıyorum.
En sevdiğim futbolu bile yalnızca izliyorum.
Zaman çok hızlı;
ne durdurabiliyorum ne de yetişebiliyorum.
Bir zamanlar geniş olan dünyam
şimdi dar bir odaya sığdı.
Çocuklarım, eşim, işim var ama
ben eskisi kadar yok gibiyim.
Gönül ne ister biliyor musunuz?
Bir çocuk olmayı…
Çocukluk;
zamanın acele etmediği tek çağdı.
Geçmişi düşündükçe insanın içine
tarifsiz bir hüzün çöküyor.
Çünkü o günler yalnızca hatıra artık,
geri dönmeyen bir masal gibi.
Keşke ben hep genç kalsaydım da
yalnızca portrem yaşlansaydı.
Bunun için her şeyi verirdim.
Takvimden yalnızlığa gün saydım.
Yaşanmamış anıların içinde
bir hayal dünyasında dolaştım.
Yorgunluğum görünmüyor belki,
ama içimde sessizce büyüyor.
Ben bu yaşı,
uçurum arabası gelene kadar beklenen
bir yol kenarı hanı gibi görüyorum.
Öyleyse soruyorum kendime:
Hiçbir şey kalmamışken
neden hep ileriye bakayım?
Kendimi avutuyorum:
“Geçmiş değişmez, önüne bak” diyorum.
Ama bu savaşı
yalnızca kendimle veriyorum.
Şimdi tek bir sorunun cevabını arıyorum:
Bundan sonra hayattan
nasıl tat alacağım?
Belkide zaman ayak uydurup
Kalan ömre zaman ayiracagim.
Kadir Menteş / Gazeteci Yazar