Kimin ne dediği değil, milletin ne dediği önemlidir.

Kimin ne dediği değil, milletin ne dediği önemlidir.
Adıyaman’da son zamanlarda garip bir tabloyla karşı karşıyayız. Ne hikmetse herkes her şeyi biliyor, herkes yargılıyor; herkes bindiriyor, herkes indiriyor. Siyasetten anlamayan siyaseti konuşuyor, gazetecilikten anlamayan gazeteciliğe soyunuyor. Doğruluktan uzak, topluma hayrı olmayan yaklaşımlar toplumu yargılar hâle gelmiş durumda.
Kanunları anlatmaya gerek yok; çünkü herkes bildiğini sanıyor. Yolda uygulama yapan polise alkollü vatandaşın akıl verdiği bir noktadayız. Mevki ve makamlar, adeta cahilin ağzında sakız olmuş; herkes kendi aklınca makama yön vermeye kalkıyor.
Benim kanaatimce bu toplumu tetikleyen bir şey var.
Ben buna pandemi derim, siz deprem dersiniz.
Siz özgüven dersiniz, ben cehalet derim.
Siz “bu ne cüret” dersiniz, ben “bu ne sorumsuz özgüven” derim.
Ama sonuç değişmiyor: Bu süreç toplumsal güveni zedeliyor, yolu bölüyor. Kitlesel hareketi bitirip bireyselleşmeyi körüklüyor. Bireyselleşme arttıkça; toplumsal yapılar, güven duygusu ve hatta saygı yok oluyor.
O zaman ne oluyor?
“Biz” kayboluyor, “ben” ortaya çıkıyor.
Ben merkezli birey, kendinden başkasını görmüyor; fikre kapalı hâle geliyor. Kendi düşüncesini topluma dayatmaya çalışıyor ve kimsenin fikrine saygı duymuyor.
Adıyaman küçük bir şehir. Dayanışma olmazsa birlik olmaz, birlik olmazsa kalkınma olmaz. İstişare olmazsa toplum doğru yönde şekillenmez.
Bugün birileri çıkıyor; siyaseti yerden yere vuruyor, valileri hedef alıyor, avukatların, hâkimlerin, idare amirlerinin aklıyla alay edercesine konuşuyor. Buna demokrasi ya da açık sözlülük diyorlar.
Siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum: Bu işin ölçüsü çoktan kaçtı.
“Sorumlu kim?” diye sorarsanız, benim kanaatimce hepimiz.
Herkes kendi işini yapmalı. Alanı olmadığı konularda yorum yaparken iki kez düşünmeli.
Gazeteci; gazeteciliğini tarafsız, şahsi menfaatlerden uzak yapmalı.
Siyasetçi; hırsla değil, toplumu kutuplaştırmadan siyaset yapmalı.
Kurum müdürleri kendi alanlarıyla sınırlı kalmalı.
Sivil toplum örgütleri; kişisel hesaplarla değil, ilin ve ülkenin çıkarları doğrultusunda hareket etmeli.
Sözün özü:
Herkes şapkasını önüne koyup düşünmeli.
Bu gidişat, gelecek nesiller üzerinde kötü bir iz bırakacaktır. Umutları zayıflatacak, güveni aşındıracaktır.
Buradan devlet büyüklerimize sesleniyorum:
Lütfen; gazetecilerden iş insanlarına, müdürlerden siyasetçilere, muhtarlardan kanaat önderlerine kadar kapsayıcı seminerler, konferanslar ve ortak etkinlikler düzenleyerek yeniden birlik ve beraberliği inşa edelim.
Ne kadar başarabilirsek, gelecek o kadar umutla karşılanacaktır.
Kadir MENTEŞ / Gazeteci Yazar