Adıyaman'da Gençlerimiz Zehirleniyor, Nefes  Alamiyor...

Yolda yürürken insan bazen sadece kendi yükünü taşır sanır. O gün de öyleydi; kafamdaki dertleri susturmak, kalbimdeki ağırlığı biraz olsun hafifletmek için yürüyordum. Her adımda içimdeki sıkıntıları silmeye çalışırken, aslında yalnız olmadığımı acı bir şekilde fark ettim.

Bir köşede, soğuk zemine uzanmış iki genç gördüm. Gözleri açık ama bakışları boştu; sanki hayattan kopmuş, kendi içlerinde kaybolmuşlardı. Ne yardım isteyebilecek hâlleri vardı ne de dönebilecekleri bir yuva… Boylu poslu, hayatlarının en güçlü çağında olmaları gereken bu gençler, maddenin esiri olmuştu. O an içim parçalandı. “Yazık…” dedim içimden. Yazık gençliklerine, yazık yarınlarına, yazık onları büyüten ailelere…

O an anladım ki dert sadece benim değilmiş. Asıl dert, gözümüzün önünde eriyip giden bir nesil. Ve acısı şu ki, suç sadece o gençlerde değil. Belki de en büyük eksik, zamanında uzanmayan ellerde, görmezden gelen bakışlarda, sessiz kalan toplumda… Bizde. Hepimizde.

Çünkü bir genç düşüyorsa, aslında bir toplum sendelemiştir. Bir umut sönüyorsa, bir gelecek kararmıştır. Bu sadece onların hikâyesi değil; bu, hepimizin imtihanıdır.

Eğer duyarsız kalırsak, eğer “bana dokunmayan yılan” deyip geçersek, o yılan bir gün herkesin kapısını çalar. O yüzden birlik olmak, sahip çıkmak, görmezden gelmemek zorundayız. Çünkü kurtarılmayan her genç, kaybedilen bir yarındır.

Ve ben o gün yürüyüşümü tamamladım ama içimdeki sessizlik bozuldu. Kendi derdimi unuttum, çünkü gördüm ki asıl dert; kaybolan gençliktir. Ve o gençliği yeniden kazanmak, hepimizin sorumluluğudur. Maddeyle mücadele hepimizin gorevidir çünkü her birey kendi vicdaninin Polisidir.
Kadir MENTEŞ