ŞEHRİMİN KEŞKELERİ

Bedir YAMAN

29-09-2026 20:28

Önceki yazımda “İnsanın keşkeleri olur, olmalı.” demiştim. 

İnsanın keşkeleri, bir bakıma kendi kâmil hâli ile cahil hâline bakışıdır. Çünkü insan sınırlıdır. Zamanı sınırlıdır, mekânı sınırlıdır, gücü sınırlıdır. Bu yüzden insan, başka bir şansla yada  destekle tamamlanmak zorundadır.
Tamamlanmamış, desteklenmemiş bir insanın “keşkelerim var” diyerek yoksunluklar yaşaması doğru değildir. İnsan, hayatını yalnızca dünyevi ölçülerle değil, uhrevi bir terazide de tartabilmelidir. Çünkü insana ait keşkelerin telafisi ancak bu şekilde mümkündür.
Fakat toplumların ve şehirlerin keşkeleri böyle değildir.
Hatta durum tam tersidir.
Bir toplumun, bir şehrin keşkeleri varsa bedelini çoğu zaman o toplumun garibanları öder. Gururdanları ise her türlü istifade eder. Onlar için her yol mübah, her kriz bir fırsat, her temiz ve saf insan kazanç kapısıdır.
İşte şehrimizde tam da bunu yaşıyoruz.
Enkazın altından çıkmış bir şehir, nasıl olur da ahlaki enkazın altında yaşamaya razı edilir?
Yer yerinde oynadı. Hayatlar yerinden söküldü. Evler yıkıldı, insanlar öldü. Ancak çeşitli adlar altında çalıp kaçanların, haksız kazanç elde edenlerin, depremzedeyi aldatanların sonu kesilmedi,  imzadarların  kılı kıpırdamadı, kıpırdamıyor.
Şehrimizin üzerine çöken betonların altında kalan yalnızca biz değildik
Ahlakımız da kaldı o enkazın altında ve hala  altında.
Yıkılan, öldüren betonların mimarları servetine servet kattı. Betonzadeler büyüdü, depremzedelerin yarası kanamaya devam ediyor.
Kimi bir bardak su ile ,kimi geçmiş olsun mesajlarıyla oy devşirdi.
Kimi hükümetin Adıyaman'a aktardığı kaynakları heba etti. Ben görmedim dedi.
Kimi bir yemeğe manşet attı; sofradan kalkınca aslan kesildi. Sonra tekar alınca sustu.
İşte şehrimin keşkeleri...
Keşke olmasaydılar.
Keşke bu şehrin acısını kendi hesabınıza çevirmeseydiniz.
Keşke depremzedelerin yarasını kendi ikbaliniz için kullanmasaydınız.
Keşke bizim gücümüz size yetseydi.
Keşke bu şehir dürüstlerine sahip çıksaydı.
Keşke kendisi için kalem tutanları, hakkı söyleyenleri, yanlışın karşısında duranları yalnız bırakmasaydı.
Keşke bu şehirde yaşayanlar vekilin milleti , vekillerdeki vekâletin minneti, bir kaç kişiye ait vesayetin himmeti olmasaydı.
Keşke makamlar suskunluğun, güç sahipleri korkunun, menfaat sahipleri de çaresizliğin adresi olmasaydı.
Ve her şeyden önemlisi...
Keşke deprem hiç olmasaydı.
Ama oldu.
İnsanlar öldü.
Şehir yıkıldı.
Evler yıkıldı.
Hayaller yıkıldı.
Şimdi geriye tek bir soru var: Bu şehir enkazdan çıktı da, ahlaki enkazdan ne zaman çıkacak?
Çünkü artık vicdan enkazları altında ahlak var.
Ve bu enkazlar kaldırılmadıkça şehir bir milyon 3+1 olsada  yeniden inşa edilmiş sayılmaz.

DİĞER YAZILARI Keşkeleri olmalı insanın 01-01-1970 03:00 KANAAT ETMEYENE CENNET YETMEZ 01-01-1970 03:00 TEVEKKÜL 01-01-1970 03:00 KÜLTÜR TEMELLİ EĞİTİM 01-01-1970 03:00