Alimin Uykusu Cahilin Uyanık Kalmasından Evladır. 

Geceyi fazla ciddiye alan insanlar uykusuz kalır biraz.
Çünkü karanlık, insanın içindeki sesi büyütür.
Hele ki bir söz gelip de kalbinin tam orta yerine oturduysa artık göz değil zihin kapanmaz.
“Alimin uykusu cahilin uyanık kalmasından evladır.”
Ben bu sözü yıllarca başka türlü anlamıştım.
Sanki alim uyurken bile topluma faydası dokunur, hatta iyilik kazanmaya devam eder de; cahilin bütün telaşı, bütün koşturması yine de bir hayra dönüşmez gibi…
Sonra anladım ki mesele yalnızca uyku değilmiş.
Mesele; insanın varlığının ne taşıdığıymış.
Çünkü bazı insanlar konuşmadan öğretir.
Bazıları hiçbir şey yapmıyor gibi görünür ama bulunduğu yere bile huzur bırakır.
Bir alimin susuşu bile topluma faydadır bazen.
Çünkü onun sükûtu fitne üretmez, kibir taşımaz, insanı yormaz.
Ve belki de asıl mesele şudur:
İrfan sahibi insan, uykusunda bile kötülük üretmez.
Kalbiyle, niyetiyle, bıraktığı izlerle iyilik kazanmaya devam eder.
Ama hikmetsiz bir zihin…
Sabaha kadar ayakta kalsa da çoğu zaman kendini de toplumu da yorar.
Meğer sözün hikmeti buradaymış:
Nitelikli bir sükût, şuursuz bir hareketten daha hayırlıdır.

Uyku mu?
Saat gece ikiyi geçti.
Hâlâ uyumadım.
Alim değilim elbet.
Olmaya da kalan ömrüm yetmez sanırım.
Ama en azından cehaleti marifet sananlardan olmadığımı fark etmek içime bir ferahlık bıraktı.
Çünkü cahillik bilmemek değil bazen;
Her şeyi bildiğini sanıp hiçbir hikmete teslim olamamaktır.
İrfan sahibi insanlar nasıl konuşacaklarını bildikleri kadar nasıl uyuyacaklarını da bilirler.
Çünkü uyku bile bir edeptir onlarda.
Başını yastığa koyarken dünyanın yükünü Allah’a emanet etmeyi bilirler.
Belki bu yüzden bazı insanlar dört saat uyur ama dinlenmiş kalkar.
Çünkü onları yoran beden değil, zihnin bitmeyen oflarıdır.
İnsan uyanıkken içinde büyüttüğü gamla yorulur.
Halbuki küçücük bir “off…” deyip kendini Rahman’a bırakabilse, ruhu biraz serinleyecek.
Düşünsene…
Sen uyurken bile evren çalışıyor.
Toprak gece boyu kök büyütüyor.
Bir çiçek sessizce sabaha hazırlanıyor.
Bir annenin duası göğe yükseliyor.
Bir bebeğin rızkı yazılıyor.
Bir kuş karanlıkta kanadını toparlıyor.
Ve bütün bunlar olurken ne gece uyuyor, ne kader duruyor.
Zannediyor ki insan dünya onun omzunda dönüyor.
Oysa yaradan, uykudan da gafletten de münezzeh…

Daracık ömrümüzde hem dünyanın yükünü taşımaya çalışıyor hem de taşıyamayınca kahroluyoruz.
Halbuki bazen en büyük terapi: “Allah kerimdir…” deyip uyuyabilmektir.

Öyle ya;
Sabahında fırına gidecek iki acı isotun varsa...,
Yoksa da korkma.
Belki katma, hıtap vardır sacda.
Sadece çayın buharı yeter insana.

Belki yolun karşısında sana gülümseyen bir çocuk çıkar.
Belki de pınar başında kana kana su.
Güzellik dediğimiz şey biraz da fark etmektir herşey güzel değildir ancak güzel gör hayatından lezzet al demiş zamanı hazin.
Ha birde 
Ekonominin gürültüsüne öyle dalıyor ki insan baharın sessiz servetini ıskalıyor.
Halbuki şu mevsimde Allah yeryüzüne her gün yeniden rahmet serpiyor.
Bir ağacın filizinde,
bir serçenin telaşında,
bir sac ekmeğinin kokusunda,
bir annenin -erken gel, geç kalma- deyişinde…
Hayat hâlâ güzel tarafını saklıyor insana.
Öyleyse asuman çehrelim
Geceyi fazla büyütme.
Dünyayı da kendini de biraz Allah’a bırak.

Çünkü bazı sabahları insanı alarm değil, tevekkül uyandırır.
Tevekkül uyandırır...
Bedir YAMAN
Adıyaman Doğan Haber Yazarı