Hayatın Yükü Çökertti Omuzlarımı! 

​Dert ortağı arıyordu; yamalı bir bohça gibiydi. İçindekiler bölük börçük dökülüyordu her yerinden. Bir akşamüstüydü, geldi oturdu yanı başıma. Allah var, ben hiç sesimi çıkarmadım; ama belliydi, "Şimdi sel gibi akacak," dedim içimden.
​Olan oldu... Ansızın bastıran bir yağmur gibi bıraktı kendini. Tutmak, sahiplenmek o kadar kolay değildi. Bir saat boyunca esti, gürledi. Yaşadığı ağır hasadını ele vermişti; gencecik bir çocuğunu sele vermişti... Ne yaparsa yapsın bir türlü elde avuçta bir şey tutamıyor, hiçbir şey istediği gibi gitmiyordu. Koca bir köyün içine sığamıyor; sokaklardan geçerken evler, duvarlar üstüne üstüne geliyordu. Belalar, aksilikler peşini bir an olsun bırakmamıştı.
​Bu sürüngen gibi hayatta tek başınaydı. Bazen ister istemez isyan ediyor, diğer taraftan da şükrederek, kalan son gücüyle direnmeye ve ayakta kalmaya çalışıyordu.
​Sözleri tükendiğinde, araya ağır ve koyu bir sessizlik çöktü. Gözleri uzaklara, belki de sele verdiği o gencecik evladının hatırasına takılıp kalmıştı. İnsan, sınırları zorlanınca anlıyordu; taşın bile çatladığı yerde yüreğin nasıl katılaşıp sonra birden ufalandığını...
​"Bak arkadaş," dedi; sesi bu kez fısıltıdan da cılızdı. "Fırtına geçer, ev yapılır, duvarlar yine örülür de... İnsanın içindeki o yıkıntı var ya, işte oraya ne harç tutuyor ne de bir daha güneş giriyor."
​O sustu, gökyüzü sustu. Ben ise tek bir cümle bile kuramadım. Çünkü biliyordum; bazı acılar teselli kabul etmezdi, sadece yanında durup onunla birlikte sessizce taşınırdı. O akşamüstü, sınırları zorlanmış bir insanın enkazı altında, insanlığımızın sınırlarını yeniden öğrendim.

​Araştırmacı Şair Söz Yazarı
Ali GÜLMEZ