​NEREDE O ESKİ SAYGI? BİR GAZETECİ GÖZÜYLE TOPLUMSAL BİR ANALİZ. 

​Zaman değişiyor, teknoloji ilerliyor ama toplumun ruhunu ayakta tutan temel değerler birer birer eksiliyor. Eskilerin "edep" dediği, "terbiye" dediği o sarsılmaz kale, bugün modernleşme sancıları arasında sessizce yıkılıyor. Bir gazeteci gözüyle; sokaktan sınıfa, aileden devlete kadar uzanan o büyük saygı erozyonunu masaya yatırmanın vakti geldi de geçiyor bile.
​Bir zamanlar okul koridorları sadece birer geçiş alanı değil; nezaketin ve disiplinin sergilendiği birer terbiye yuvasıydı. Bizler, öğretmenimizin gölgesini gördüğümüzde önümüzü ilikleyen, onun tek bir bakışından bin anlam çıkaran bir nesildik. Bu bir korku değildi; aslında derin bir hürmet ve sarsılmaz bir saygıydı. Çünkü öğretmen demek; devlet demekti, ilim demekti, gelecek demekti. Annemiz babamız bizi okula teslim ederken "Eti senin kemiği benim" derken aslında bizleri toplumsal bir ahlaka emanet ediyordu.
​Ancak bugün eğitim sistemindeki dönüşümün en acı ayağı aile yapısındaki değişimdir. Eskiden öğretmenin arkasında dağ gibi duran anne-babaların yerini, çocuğunun her hatasını "özgüven" kılıfına sokan ebeveynler aldı. Öğretmen öğrencisine bir nasihat verecek olsa, okula hesap sormaya giden, öğretmenini haksız çıkaran bir anlayış türedi. Ailede verilmeyen "had" ve "hudut" bilinci, bugün toplumsal düzenin en büyük yarası haline geldi.
​Bu noktada devletin eğitim politikalarındaki esneklik de göz ardı edilemez. "Aman kimse küsmesin, herkes mezun olsun" mantığıyla disiplin yönetmelikleri esnetildikçe, öğretmen sınıfta yalnız ve yetkisiz bırakıldı. Mevzuatın içine sıkışan, veli baskısıyla pasifleştirilen ve itibarı zedelenen bir eğitimcinin, topluma "edep" aşılaması artık mucizelere kaldı. Devletin memuru olan öğretmenin sınıftaki otoritesi sarsıldığında, aslında sarsılan toplumun geleceği oldu.
​Geldiğimiz noktada; kağıt üzerinde herkes diplomalı, herkes bilgili ama hal ve harekete gelince büyük bir ahlak boşluğuyla karşı karşıyayız. Bir büyüğe hürmet, bir küçüğe şefkat ve makama saygı gibi bizi biz yapan değerler, yerini fütursuz bir serbestliğe bıraktı.
​"Edep bir tac imiş Nur-ı Hüda'dan / Giy o tacı emin ol her beladan." dememiş mi eskiler? Biz o tacı aile eliyle çiğnedik, sistem eliyle de rafa kaldırdık. Eğer aile, okul ve devlet bu gidişata ortak bir akılla dur demezse; daha çok "nerede o eski günler" diye hayıflanmaya devam edeceğiz. Unutulmamalıdır ki; gerçek medeniyet beton binalarla değil, edep ve saygıyla inşa edilir.
​Habip VURAL
Doğan Haber Genel Yayın Yönetmeni TURKOMEN MACERACI