Toplumsal Değişim

Ali GÜLMEZ

28-08-2026 19:00

Toplumsal Örf, Adet ve Gelenek, Göreneklerin Zamanla Değişime Uğradığını Gördüm. 

35 Yıl önce Mersin İline Göç Ettim.
​Memleketten uzakta çalışırken bir gün ya taziye ya da özel bir durumdan dolayı memleketim olan Adıyaman’a geliyordum. 
Yine önemli bir gün nedeniyle Adıyaman'a gelmiştim. Bir sohbet esnasında; Sıla hasreti  muhabbeti açılmıştı. Derken söz döndü dolaştı benim üzerime geldi.
​— “Neden?”
​Ben, “Memleketten bir ev almak istiyorum, eninde sonunda memlekete döneceğim,” dedim. Etrafımdakilerin suratları birden düştü. Ne olduğunu anlamaya çalışırken içlerinden biri atladı, ağzındaki baklayı çıkardı:
​— “Ya sen toplumdan çıkmışsın, memlekete nasıl geleceksin?”
​Neden diye sormadım; “Olabilir,” dedim ama acaba diye de düşünmeden edemedim. Diğerleri de o şahsı doğrularcasına sustular. Fakat bu durum çok zoruma gitti.
​İşim bitince tekrar Mersin'e döndüm. Yıllar sonra işim bitti, emekli oldum ve bir otel müdürlüğü teklifi alarak memleketim Adıyaman'a geldim. İşe başladım; yoğun tempoda çalışırken bir yandan da aklımdan hiç çıkmayan, 35 yıl önce bırakıp gittiğim o yılların örf, adet ve geleneklerini yaşatmaya gayret ediyordum.
​Örneğin, 35 yıl önce bıraktığımda taziyeler evlerde yapılırdı. Komşular, mahalleli, köylü taziye sahibinin elini hiçbir şeye dokundurtmazdı. Taziye sahibi sadece misafirlerle ilgilenir, taziyeleri kabul ederdi. Şimdilerde ise taziye evlerinde taziye sahibi —çok olmasa da— gelenlere kendisi hizmet ediyor.
​Bir düğün olduğunda bir eve davetiye veriliyor; davet edilen aile 3-4 kişiyle düğüne gelip yemeğini yiyor, ailecek çayını içiyor. 100 TL ile 500 TL gibi küçük bir meblağ bırakıp “Hayırlı olsun” diyerek çıkıp gidiyor. Güya düğün sahibine yardım ediyor... Eskiden düğün sahibi üç gün düğün yapardı da yine bu kadar zorlanmazdı; çünkü davetliler elinden geldiğince taşın altına elini koyardı.
​Nişan törenlerinde ise sadece yakın çevre davet ediliyor, yüzükler takılıyor, gelen davetliler tatlıları mideye indirip “Hayırlı olsun” diyerek görevini tamamlamış oluyor.
​Bana “toplum dışı” olduğumu iddia edenlere, üç yıllık gözlemimden sonra sordum:
​“Beyler, hani benim toplum dışına çıktığımı söylediniz ya... Şimdi ben soruyorum: Taziye, düğün ve nişan dışında —sizin deyiminizle toplumun içinde olan sizlerin— örf, adet, gelenek ve göreneklerimizden elinde ne kaldı acaba?
​Mesela ben size hatırlatayım:
​Eskiden yaşlı teyzelerimiz çeşmeden dönerken genç kızlarımız koşar, hemen su kovalarını ellerinden alır, evlerine kadar taşırlardı.
​Genç kızlarımız sokakta oturup nakış işlerken yaşlı amcalarımız veya annelerimiz geçtiğinde hemen ayağa kalkar, onlar geçene kadar oturmazlardı. Eşarplarını ağızlarına kapatarak saygılarını gösterirlerdi.
​Delikanlılarımız yaşlılarımız geçtiğinde ayağa kalkar, ceketlerinin önünü iliklerlerdi.
​Komşu komşunun yardımına anında koşar; olan, olmayana seve seve el uzatırdı.”
​Bunlara benzer daha pek çok örnek verilebilir. Evet, ben bunların hiçbirini unutmadım. Şimdi bana “toplumdan çıkmışsın” diyenlere tekrar soruyorum:
​Ben 35 yıl önce bıraktığım o toplumun tam ortasındayım ama maalesef sizi göremiyorum. Siz neredesiniz?

​Ali GÜLMEZ
Araştırmacı, Şair ve Söz Yazarı

DİĞER YAZILARI Sanatçıya Bakış 01-01-1970 03:00 Dayanışma Bitti 01-01-1970 03:00 Oğul Oğul Şiir 01-01-1970 03:00 ADIYAMAN OLSUNDA! 01-01-1970 03:00 Hoşgörü ve Dayanışma 01-01-1970 03:00 KİBİR ( % 50-50 ) 01-01-1970 03:00