Alevilik, Tarihsel Bir Hazinedir. 

Dört Kapı, Kırk Makam, Ehl-i Beyt ve Hakk’a Yürüyen Yolun Sorgulanması

Bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Türkiye’de Alevilik kime kaldı?

Dedelere mi kaldı?
Cemevi başkanlarına mı kaldı?
Sema ekiplerine mi kaldı?
Dernek yöneticilerine mi kaldı?
Yoksa Aleviliğin özünü, ahlakını ve öğretisini yaşatmak isteyen canlara mı kaldı?

Bu soruların cevabı yalnızca bugünün meselesi değildir. Çünkü Alevilik, yüzyıllar boyunca sözlü kültürle, ocaklarla, dedelerle, cemlerle, nefeslerle ve Ehl-i Beyt sevgisiyle kuşaktan kuşağa aktarılmış köklü bir inanç ve kültür dünyasıdır.

Aleviliğin tarihini yalnızca tek bir tarihe indirgemek doğru değildir. Alevi-Bektaşi geleneğinin oluşumunda Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan Türk-İslam gelenekleri, Ehl-i Beyt anlayışı, tasavvuf, Anadolu’nun eski inanç ve kültürleri ile tarih boyunca oluşan ocak ve cem gelenekleri etkili olmuştur. Bu nedenle Aleviliğin tarihini konuşurken hem geçmişin derinliğini hem de Anadolu’da şekillenen tarihî birikimi görmek gerekir.

ALEVİLİK DÖRT KAPI, KIRK MAKAMDIR:

Alevilik yalnızca bir isim, bir kimlik veya bir cem töreninden ibaret değildir.

Alevilik; edep, erkân, insan sevgisi, hak yememek, kul hakkından sakınmak, paylaşmak, doğruluk ve gönül kırmamak gibi ahlaki değerleri merkeze alan bir yol anlayışıdır.

Hacı Bektaş Veli geleneğinde ifade edilen Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat şeklindeki Dört Kapı anlayışı, insanın manevi olgunlaşmasını anlatan önemli bir öğretidir.

Bu nedenle Aleviliği yalnızca semahla, bağlamayla, cemle veya bir cemevinin tabelasıyla anlatmak eksik kalır.

Semah Aleviliğin tamamı değildir. Cem Aleviliğin tamamı değildir. Dede Aleviliğin tamamı değildir. Cemevi başkanı Aleviliğin sahibi değildir.

Bunların hepsi, büyük bir öğretinin ve erkânın parçalarıdır.

PİRİN, DEDENİN VE CEMİN SORUMLULUĞU:

Alevi geleneğinde dede yalnızca cem yürüten kişi değildir.

Dedenin görevi; yolun erkânını bilmek, topluma örnek olmak, insanları birleştirmek, adaleti gözetmek ve Alevi öğretisini gelecek kuşaklara aktarmaktır.

Aynı şekilde cemevi başkanlığı da bir makam sahibi olma yarışına dönüşmemelidir.

Cemevi; insanın Hakk’a yürüdüğü, gönüllerin bir araya geldiği, lokmanın paylaşıldığı, cem erkânının yaşatıldığı ve Alevi kültürünün gelecek kuşaklara aktarıldığı bir mekândır.

Cemevinin kapısı makam kapısı değil, gönül kapısıdır.

DÜŞKÜNLÜK MESELESİ:

Alevi erkânında düşkünlük, sıradan bir kavram değildir.

Kul hakkı, haksızlık, ahlaki sorumluluk ve toplumsal düzen konusunda ciddi ihlallerin geleneksel olarak erkân içerisinde değerlendirilmesi ve kişinin toplum karşısındaki durumunun ele alınması, düşkünlük anlayışıyla ilişkilendirilmiştir.

Burada önemli olan kişileri yaftalamak değil, yolun ahlakını korumaktır.

Bir insan hakkında “düşkün”, “tefeci” veya “faizci” gibi ağır nitelemeler kullanılıyorsa bunun kişisel suçlama ve dedikoduya değil, somut bilgiye ve geleneksel erkânın adalet anlayışına dayanması gerekir.

Ancak şu soru da sorulmalıdır:

Alevi öğretisinde ağır biçimde eleştirilen davranışlarda bulunan insanların, hiçbir sorgulama yapılmadan cem erkânının merkezine alınması doğru mudur?

Bu sorunun cevabı kişilere göre değil, Alevi erkânının temel ilkelerine göre aranmalıdır.

DÜŞKÜNLÜK VARSA SEMAH NEREDE DURUYOR?

Semah yalnızca müzik eşliğinde yapılan bir gösteri değildir.

Semahın Alevi geleneğindeki anlamı, cem erkânının ve manevi yolculuğun önemli unsurlarından biri olmasıdır.

Bu nedenle semahı sadece sahne gösterisine dönüştürmek de doğru değildir.

Bir semah ekibinde yer alan insanın Aleviliğin anlamını, cem erkânını, edep ve erkânı bilmesi önemlidir.

Çünkü mesele yalnızca dönmek değildir.

Mesele neyin etrafında, hangi niyetle ve hangi inanç anlayışıyla dönüldüğünü bilmektir.

Alevilikte şekil kadar öz de önemlidir.

ALEVİLİĞİN ÖĞRETİSİNİ BİLMEYENLER ALEVİLİĞİ NASIL TAŞIYACAK?

Bugün en önemli sorunlardan biri de budur.

Alevilik adına konuşan herkes Aleviliğin tarihini, erkânını ve öğretisini yeterince biliyor mu?

Cem yürüten, semah yapan, cemevi yöneten veya Alevilik adına topluma hitap eden insanların en azından bu yolun temel değerlerini öğrenmesi gerekmez mi?

Çünkü Alevilik yalnızca kimlik değil, aynı zamanda sorumluluktur.

Bir insan Aleviliği temsil ediyorsa önce kendi davranışlarıyla bu öğretinin ahlakını göstermelidir.

Hak yememek, kul incitmemek, yetimin hakkını gözetmek, paylaşmak, adaletli olmak ve insanı insan olduğu için sevmek; Alevi öğretisinin temel ahlaki çizgisini oluşturan değerler arasındadır.

ALEVİLİK TARİHİ BİR HAZİNEDİR;

Alevi-Bektaşi geleneğinin tarihini yalnızca birkaç yüzyılla sınırlamak mümkün değildir.

Orta Asya’daki Türk topluluklarının kültürel mirasından Anadolu’daki İslamlaşma sürecine, Ehl-i Beyt sevgisinden tasavvufi düşünceye, Hacı Bektaş Veli ve diğer erenlerin düşünce dünyasından Anadolu’daki ocak sistemine kadar uzanan uzun bir tarihî birikim söz konusudur.

Alevi geleneğinin temelinde Hz. Muhammed sevgisi ve Ehl-i Beyt bağlılığı önemli bir yere sahiptir. Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt’e duyulan sevgi Alevi-Bektaşi geleneğinin merkezî unsurlarındandır.

On İki İmam anlayışı da bu gelenekte güçlü bir yere sahiptir.

Bu nedenle Aleviliği yalnızca bugünün kurumları üzerinden tanımlamak, onun tarihsel ve kültürel derinliğini görmezden gelmek olur.

BUGÜN ASIL SORUMUZ ŞUDUR

Alevilik gerçekten kimin elinde?

Bir makamın mı?

Bir derneğin mi?

Bir cemevi başkanının mı?

Bir dedenin mi?

Bir semah ekibinin mi Hayır.

Alevilik hiçbir kişinin mülkü değildir.

Alevilik; geçmişten geleceğe taşınan bir yol, erkân, kültür ve inanç dünyasıdır.

Bu yolun sahibi olmak isteyen değil, bu yolun sorumluluğunu taşıyan insanlar gerekir.

Dede de sorumludur.

Cemevi başkanı da sorumludur.

Semahçı da sorumludur.

Dernek yöneticisi de sorumludur.

Ceme gelen can da sorumludur. Çünkü Alevilikte makamdan önce edep, gösterişten önce gönül, sözden önce davranış, şekilden önce öz vardır.

SON SÖZ
Bugün Aleviliği tartışırken birbirimizi suçlamak yerine kendimize şu soruyu sormalıyız:

Biz Aleviliği gelecek kuşaklara gerçekten öğretiyor muyuz, yoksa yalnızca şeklini mi gösteriyoruz?

Cemevlerini yaşatmak önemlidir.

Dedelik kurumunu yaşatmak önemlidir.

Semahı yaşatmak önemlidir.

Nefesleri, bağlamayı, lokmayı, cem erkânını yaşatmak önemlidir.

Ama bunların hepsinden daha önemlisi Aleviliğin ahlakını yaşatmaktır.

Çünkü Alevilik yalnızca dönülen bir semah değil,
yalnızca yapılan bir cem değil,
yalnızca söylenen bir nefes değil,
yalnızca taşınan bir kimlik değildir.

Alevilik bir yol ise o yolun edebi vardır.
Bir erkân ise o erkânın sorumluluğu vardır.
Bir öğreti ise o öğretinin bilgisi vardır.
Bir inanç ise o inancın ahlakı vardır.

Ve belki bugün hepimizin yeniden sorması gereken soru şudur:
Cem Evleri‘ne düşkün giremez faizci  tefeci giremez sema ekibin içerisine giremezler buna müsaade eden dede dede değildir buna müsaade eden Cem baskanlari Cem baskanlari değildir buna müsaade eden cemevi baskanlari cemevi baskanlari değildir. buna müsadenle ocak zadeler kucak sade değildir. 
Alevilik ENEL HAK yolu Işık 5000 yıllık tarihi kültüre sahip bir bilim ilim medeniyet aydınlık yoludur. onu bilmeyenler asla Alevi değildir zalimlere boyun eğen mazlumların yanında duran kapı kapı dilenen dedeler değildir ayaklara turap olan dedeler dedelerdir ayaklara turap vuran ocaklar ocaktır. 
Her zaman mazlumun yanında durup Kerbela‘da imam Hüseyin safın da her düzenin Yezidie karşı baş kaldıran on sekiz bin alem yetmiş iki millet bir nazarda bakıp dili Irkı  rengi ne olursa olsun iyilerin iyi olduğu hakikatin divanında duranlar Alevidir. 

ırkçı olmayıp tüm milleti bir gözle gören vatanına milletine halkına sahip çıkan ENEL HAK yolun içerisinde gençliğine geleceğine hizmet eden vatanına milletine hizmet eden Özü yüreği ateşten pişen ayaklara turap olan Alevidir. 
Hiçbir din hiçbir mezhep ayrımı yapmadan tüm dinlere eşit tüm peygamberlere eşit bakan herkese saygısı olan kişiye Alevi denir. 

“Alevilik kime kaldı?” değil;
“Aleviliği bizden sonra gelecek canlara nasıl bırakacağız?” 

Evliya Memehici Ocağın Dedesi, "Ocakzede"
KazimKaragöz